BESİNLERİN VE GIDA KATKI MADDELERİNİN DAVRANIŞ ÜZERİNE ETKİLERİ *

 

Prof. Dr. Fatih GÜLTEKİN 1, Yrd. Doç. Dr. Duygu KUMBUL DOĞUÇ 1, Yrd. Doç. Dr. Hüsamettin VATANSEV 3, Yrd. Doç. Dr. Ebru TAYSİ 2

 

1 Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, Isparta

2 Süleyman Demirel Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü, Isparta

3 Selçuk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, Konya

 

Davranış, organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin tümüdür ve kişinin mizaç, kişilik ve karakter özelliklerini yansıtır. Kişilik ve karakter oluşumu genetik ve çevresel faktörlerin yer aldığı karmaşık bir süreçtir. Çevresel faktörlerden biri olarak gıdaların ve bunların içindeki katkı maddelerinin rollerinin inceleneceği bu derlemede önce kısaca mizaç - karakter – kişilik ilişkisine değinilecek, daha sonra doğun öncesi ve doğum sonrası dönemler göz önüne alınarak gıdaların ve gıda katkı maddelerinin davranış üzerine etkileri incelenmeye çalışılacaktır.

 

 Mizaç (Huy), Karakter ve Kişilik

 

Mizaç (tem­pe­ra­ment), ka­rak­ter (cha­rac­ter) ve ki­şi­lik (per­so­na­lity) bir­bi­rin­den fark­lı kav­ram­lar­ olmakla beraber sıklıkla birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Mizaç; ka­lı­tım­la ge­çen ve ya­şam bo­yun­ca çok az oran­da de­ği­şen ya­pı­sal özel­lik­ler­dir. Rothbart, mizacı; kişinin biyolojik olarak doğuştan getirdiği, zamanla kalıtım, olgunlaşma ve deneyim gibi etkenlerden etkilenerek şekillenebilen bir yapı olarak tanımlamıştır (Rothbart et al. 2000). Ka­rak­ter ise; çev­re­nin ve ye­tiş­ti­ril­me­nin et­ki­si al­tın­da ge­liş­miş, öğ­re­nil­miş tutum­lar­dır, do­la­yı­sıy­la za­man­la de­ğiş­ti­ri­le­bi­le­cek özel­lik­le­ri içe­rir. Ki­şi­lik ise; ge­ne­tik ola­rak ge­len mizaçla, son­ra­dan el­de edil­miş ka­rak­te­rin bir­le­şi­min­den olu­şur (Akiskal et al. 1983).

 Allport (1961), klasik tanımında kişiliği, davranışı yönlendiren içsel bir süreç olarak tanımlamıştır. Araştırmalar içsel süreçler olarak ifade edilen biyolojik ve genetik faktörlerin kişilik üzerindeki etkilerini açıkça göstermiştir. Mizaç, erken dönemde beliren duygusal, motor ve dikkate yönelik tepkilerde ve benlik-kontrolünde bireysel farklılıklar olarak tanımlanır ve kişiliğin biyolojik yönü olduğu belirtilir.

Ajzen’e göre, insan davranışını açıklamanın genel bir yolu, kişinin süreklilik gösteren eğilimlerini (disposition) referans almaktır. Kişilik özellikleri kavramı (personality traits), bu eğilimlere karşılık gelmektedir (Ajzen 1988). Bir özellik doğrudan gözlenemeyeceği için açık davranışa bakılarak, özelliğin ne düzeyde olduğu anlaşılmaya çalışılır. Ancak sadece açık davranış değil, nörobiyolojik ve bireyler arasındaki genetik farklılıklar da kişilik özellikleri hakkında bilgi verir (Nettle 2007). Kişilik özellikleri iki varsayıma dayanmaktadır. Bunlardan ilki, kişilik özelliklerinin zaman içinde değişmez olduğu, ikinci varsayım ise kişilik özelliklerinin durumlara göre kararlılık gösterdiğidir (Burger 2007). Mizaç, doğuştan gelen bir yapı olup, kişilik özellikleri bu yapının dışında gelişir (Saucier and Simonds 2006).

Kişilik gelişimi, fiziksel gelişime eşlik eder. Davranış örüntüleri bebeklik çağında gelişmekle birlikte ileriki yaşlarda yaşanan deneyimlerle değişim gösterir. Bu deneyimler içinde iyi beslenme iyi bir kişilik gelişimi için önemli faktörlerden biridir (Cooper 1950). Bu derlemede, beslenmenin kişilik üzerinde ne kadar etkili olduğunu gösteren çalışmalara yer verilmiştir. Doğru ve iyi beslenme, doğum öncesinden yetişkin yaşamına kadar olumlu bir kişilik gelişiminin belirleyicilerinden biri olarak görülmektedir.

            Besin Maddeleri ve Davranış İlişkisi

            Beyin gelişimi ve beslenme

            Biyolojik ve besinsel faktörler ile bunların etkileşimleri hayatın bütün süreçlerini etkilemektedir. Beynin gelişmesi ve bunun fonksiyonel bir sonucu olan davranışlar da aynı etkiye maruzdur (Rosales et al. 2009).

Merkezi sinir sisteminin gelişiminde temel rolü genetik belirleyiciler oynamaktadır. Bunun yanında çevresel faktörler de etkili olmaktadır (Levitt 2003; Heng et al. 2007; Hsu et al. 2007; Nakajima et al. 2007; Zeisel 2009). Aslında bir çocuk öğrenme kapasitesiyle  doğar, fakat neyi nasıl öğreneceği ise çevresel faktörlerce belirlenir. Beş yaşlarına kadarki erken çocukluk döneminde beyinde plastisite gibi çabuk ve bariz değişiklikler olur, temel bilişsel ve kişiler arası beceriler edinilir (Livesay and Morgan 1991; Zelazo et al. 1996; Kochanska et al. 2001; Burrage et al. 2008).

Bu karmaşık süreçte beslenmenin rolü nedir? Beslenme, bir çevresel faktördür (Bryan et al. 2004), fakat medikal bakım, eğitim ve deneyim gibi diğer çevresel kaynakların tersine genetik yapıyı direk değiştirebilir ve spesifik molekülleri sağlayarak beyin gelişiminde rol oynayacak genetik faktörlerin ifadesini (ekspresyonunu) düzenleyebilir. Beyin özel bir dokudur ve işlevselliği elektrik potansiyelinin oluşmasına ve hücrelerin uzun aksonal uzantıları ile hücreler arası sinaptik aralıklar boyunca iletilmesine bağlıdır.  Bu fonksiyonlar için beyin kolin, folik asit, demir, çinko ve özel yağlar (gangliozidler, sifingolipidler ve dokozahegzaenoik asit-DHA- vb) gibi besinlere ihtiyaç duyar. Beyin gelişmesi için bu besinler çok önemlidir (Georgieff 2007). Protein-kalori malnutrisyonu ve eser elementlerin eksikliğinin MSS gelişmesini ve fonksiyonunu olumsuz yönde etkileyeceği ortaya koyulmuştur (Morgane et al. 1992; Levitsky and Strupp 1995; Rao et al. 2000; Lozoff et al. 2006). Hamilelik ve emzirme döneminde çok az çinko ve protein alan hayvanların beyin gelişimlerinin olumsuz etkilendiğine yönelik çok sayıda araştırma vardır (Oteiza et al. 1990; Bennis-Taleb 1999). İnsanlarda da hamilelik dönemindeki çinko eksikliği ile olumsuz etkilenmiş DNA, RNA ve protein sentezleri ve doğumsal beyin anormallikleri arasında bir ilişki kurulmuştur (Pfeiffer and Braverman 1982; King 2000). Folat (Alpert and Fava 1997) esansiyel yağ asitleri (Appleton et al. 2006) ve demir (Corwin et al. 2003) gibi birçok besinin beyin gelişimi ve fonksiyonunda önemli rol oynadığı ve çocuğun ileriki yaşamında davranış ve bilişsel fonksiyonlarını etkiyebileceği rapor edilmiştir (Colombo et al. 2004; Zhou et al. 2006; Hibbeln et al. 2007; Gale et al. 2008; Parsons et al. 2008). Prenatal alkol maruziyetinin ise davranış problemleri, bilişsel yetersizlikler ve stres reaktifliği için bir risk faktörü olduğu (Streissguth et al. 1990; Sood et al. 2001; Haley et al. 2006; Sayal et al. 2007) özellikle yüksek düzeyde maruziyetin bu riskleri daha da artırdığı gösterilmiştir (Streissguth et al.1991; Fryer et al. 2007).

Beynin gelişimine etkileri açısından bakıldığı zaman beslenme, beyin gelişimin düzenlenmesinde rol alan biyolojik ve besinsel faktörlerin kesişme noktasında kritik bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Beyin gelişiminin en yoğun olduğu prenatal dönemden başlayarak beslenmenin kişilik gelişimine etkilerini inceleyelim.

            A)Anne beslenmesinin etkileri

            Çocuk, anne rahmine düştüğü andan itibaren anne kanıyla gelecek gıdalarla besleneceği için anne kanının besin içeriğini etkileyecek olan beslenmesi önem arz etmektedir.

Maymunlarda yapılan bir araştırmada hamilelik döneminde düşük demir alanların erkek yavrularında doğal günlük aktivitelerin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bir davranış değişikliği gözlenmiştir (Golub et al. 2007).

Fare ve sıçanlarda yapılan araştırmalarda, hamilelikte yetersiz veya fazla demir alınması, yavrularda bazı kalıcı davranış değişikliklerine yol açmaktadır (Fredriksson et al. 1999; deUngria et al. 2000; Kwik-Uribe et al. 2000). Bu değişikliklerin daha sonraki yaşamlarındaki demir düzeylerinden ve demir takviyesi almalarından bağımsız olduğu rapor edilmiştir. Yine prenatal çinko eksikliğinin postnatal dönemde agresifliği artırdığı gösterilmiştir (Halas et al. 1977).

İnsanlarda yapılan çalışmalarda ise hamilelerin demir takviyesi alması (20 mg/gün) ebeveynlerin raporlarına göre 4 yaşındaki çocuklarda anormal davranışlara yol açtığı (Zhou et al. 2006), 6-8 yaşlarda ise böyle bir etkiye yol açmadığı gösterilmiştir (Parsons et al. 2008).

Bunun yanında annelerinde anoreksiya veya bulimia nervoza gibi yeme bozukluğu olan çocuklar 1-4 yaş arası izlenmiş. Bunlar sağlıklı annelerin çocuklarına göre ağırlık ve boy olarak geri olmakla beraber çocukluk mizaçlarında bir farklılık gözlenmemiştir (Waugh and Bulik 1999).

Neugebauer ve ark. tarafından hamilelik döneminde yeterli beslenemeyen annelerin çocukları antisosyal kişilik bozukluğu [antisocial personality disorder (ASPD)] açısından değerlendirilmiştir (Neugebauer et al. 1999). Ekim 1944 - Mayıs 1945 tarihleri arasında Almanya’nın Hollanda’ya gıda girişini engellemesi sonucu hamileler orta derecede besinsel eksikliklere maruz kalmıştır. Bu annelerden doğan erkek çocuklar 18 yaşına geldiklerinde askeri görev için değerlendirilmişler. Hamileliğin ilk üç/altı ayında eksikliğe maruz kalan annelerin çocuklarında ASPD riski 2,5 kat daha yüksek bulunmuş, son üç ay orta düzeyde besinsel eksikliğe maruziyetin ise ASPD riskinde bir artışa yol açmadığı gözlenmiştir. Ayrıca aynı çalışmada, erkeklerin 18 yaşında şizoid tanısı aldıkları (Hoek et al. 1996) ve yetişkinlik döneminde de şizofren tanısı nedeniyle hastaneye yatırıldıkları (Susser et al. 1996) belirtilmiştir.

Hamilelerin vitamin takviyesi alması olumlu sonuçlar doğurmuştur. Örneğin annenin riboflavin, niasin ve B-6 vitaminleri almasının yeni doğan dönemi çocuklarında uyanıklık (açıkgözlülük, alertness) ile ilişkili olduğu gözlenmiştir (Rahmanifar et al. 1993). Anne sütünde yüksek B-6 vitamini olan yeni doğan çocukların diğerlerine göre uyarılara daha duyarlı (more responsive to aversive stimuli) olduğu, daha kolay teskin oldukları ve daha az huzursuzluk çıkardıkları gözlenmiştir (McCullough et al. 1990).

            B) Doğum sonrası dönemde beslenmenin etkileri

            Yetersiz beslenme, mizaç  çocuk

            Erken çocukluk döneminde yetersiz beslenme bilişsel gelişim ve davranış problemleri açısından oldukça önemlidir.

Afrika’da yapılan ve yetersiz beslenme ile dışa vuran (dışsallaştırılmış) davranış problemleri arasındaki ilişkinin araştırıldığı bir çalışmada 3 yaşında yetersiz beslendiği tespit edilmiş 353 çocuk ile yeterli beslenen 1206 çocuk izlenmiş, 8, 11 ve 17 yaşlarında antisosyal davranışlar açısından değerlendirilmiştir (Liu et al. 2004). Beslenme yetersizliği olan çocukların 8 yaşında daha saldırgan veya hiperaktif oldukları, 11 yaşında kendini ifade problemleri olduğu, 17 yaşında ise davranış bozuklukları ve aşırı hareketli (execessive motor activity) oldukları gözlenmiştir. Bu bulgulardan hareketle yazarlar beslenme yetersizliğinin sinirsel-davranışsal (neurobehavioral) sorunlara yatkınlığı artırdığı bunun da çocuk ve ergenleri kalıcı davranış problemlerinin oluşmasına yatkın hale getirdiği sonucuna varmışlardır. Bebeklerde ciddi B12 vitamini eksikliği sinirlilik, büyüyüp serpilememe, duyarsızlık, iştahsızlık, gelişimde gerilik gibi birçok nörolojik bulguya yol açmakta ve vitamin takviyesiyle bu bulgular kolayca ortadan kalkmaktadır (Dror and Allen 2008). Yetersiz beslenmenin mizaç üzerine etkisinin araştırıldığı bir çalışmada, Bangladeş’de yaşayan 6-24 aylık 212 beslenme yetersizliği olan ve 108 iyi beslenen çocuğun mizaçları değerlendirilmiştir (Baker-Henningham et al. 2009). Sonuçta iyi beslenmeyen çocukların daha az sosyal (less sociable), daha az dikkatli (özenli) (less attentive), daha fazla kaygılı (more fearful) ve daha negatif duygusallığa (more negative emotionality) sahip olduğu gözlenmiş.  Araştırıcılar bu çocukların sahip olduğu bu mizaç özelliklerinin ileri çocukluk dönemlerinde davranışsal ve zihinsel sağlık sorunları için bir risk olabileceğini belirtmişlerdir.

Beslenme yetersizliğinin kişilik üzerine etkilerinin incelendiği bir derlemede Rusya, Guatamala ve Uganda’da yapılan aşağıdaki araştırma sonuçlarına yer verilmiştir (Brozek 1990) Rusya’da 1918-1921 yıllarında görülen kıtlık yıllarındaki yetersiz beslenme sonucu çocuk ve erişkinlerde ilgisizlik, zihnin sürekli gıdayla meşgul olması, hatırlamada zorluk, fiziksel ve zihinsel üretkenlikte azalma ve davranışın geleneksel standartlarında ciddi ihmal gibi derin kişilik değişiklikleri gözlenmiştir. Guatemala’da endemic beslenme malnütrisyon 6-8 yıl incelenmiş. Beslenme yetersizliği olanların bir kısmı yıllar sonra gıda destekleri almışlar. İyi beslenme hikayesi olan çocukların yetersiz beslenenlere göre grup aktivitelerine daha fazla katıldıkları, daha fazla mutlu ve daha az gergin oldukları, daha bağımsız davranabildikleri, kendilerini daha iyi ifade edebildikleri ve ani davranışları daha iyi kontrol edebildikleri gözlenmiştir. Uganda’da erken bebeklik döneminde klinik olarak yetersiz beslenen 60 ve yeterli beslenen 20 kişi gençlik (ergenlik) döneminde incelenmiştir. Yetersiz beslenenlerin gün boyunca istirahat ettikleri ve daha itaatkar oldukları gözlenmiştir.

Sıçanlarda yapılan bir araştırmada ise erken postnatal (1-40 gün) dönemde protein eksikliği oluşturulmasıyla saldırgan davranışların arttığı, pridoksin verilmesiyle davranışların normalleştiği gösterilmiştir (Tikal et al. 1976).

Sonuç olarak denebilir ki; erken çocukluk döneminde beslenme bozukluklarının giderilmesi ileriki dönemde oluşabilecek davranış problemlerini azaltılması açısından oldukça önemlidir.

            Enerji

Tüketilen enerji miktarları davranışlar üzerinde etkili olabilmektedir. Kenya’daki çocuklar üzerinde yapılan bir araştırma yüksek enerji alımının daha pozitif sosyal ve duygusal davranışlar ile daha yüksek aktivite düzeyi ile ilişkili olduğu gözlenmiş (Espinosa et al. 1992). Kenya ve Mısır’da yapılan diğer araştırmalarda ise yüksek enerji ve protein alınmasının yürüme çağındaki bebeklerde daha yüksek zihinsel performans ve sembolik oyunla primer olarak ilişkili olduğu bulunmuştur (Wachs 1993). Kenya’da yapılan bir diğer araştırmada ise 18-30 aylık dönemde hayvansal protein ile beslenmenin 5 yıl sonraki bilişsel (kavramaya ya da idrak etmeye ilişkin) fonksiyonlarda belirleyici olduğu belirlenmiştir (Sigman et al. 1991).

Maymunlarda yapılan bir araştırma da alınan enerjinin yavru aktivitesini etkilediğini göstermiştir. Bu çalışmada annelerinden emdikleri sütün enerjisi ile yavru davranışları arasındaki ilişki incelenmiştir. Sütün enerjisi, sütün enerji miktarı (kcal/g) ve süt verimliliği (g) belirlenmiştir. Sonuçta yüksek süt enerjisi alan yavruların daha yüksek aktivite gösterdikleri, bunun yanında stresli ortamlarda daha fazla güven gösterdikleri gözlenmiştir (Hinde and Capitanio 2010).

            Protein eksikliği

Protein hızlı bir büyüme gösteren fetüs için esansiyel amino asit kaynağıdır. Protein eksikliği antisosyal davranış problemleriyle ilişkilendirilmiştir. Liu ve ark.nın çalışmalarında 3 yaşındaki eksikliğin 8, 11 ve 17 yaşlarına geldiklerinde davranış bozukluklarına yol açtığı gösterilmiştir (Liu et al. 2004). Şiddete başvuran şuçluların (violent offenders) PET (positron emission tomography) görüntüleri beynin prefrontal korteks ve corpus kallosum bölgelerinde sorunlar (deficit) olduğunu göstermiştir (Volkow et al. 1995; Raine et al. 1997). Bunu destekler mahiyette ise, hamileliği boyunca düşük proteinli diyetle beslenen sıçanların yavrularının korpus kallozumlarında olumsuz etkilenmeler ve ön beyin bölgesinde DNA konsantrasyonunda düşüklük gözlenmiştir (Bennis-Taleb et al. 1999). Sonuç olarak araştırıcılar protein eksikliklerinin şiddete başvuran suçluların beyinlerindeki bozuklukların oluşmasına katkı sağlayabileceğini belirtmişlerdir.

            Anne sütünün etkisi

Annesini emen ve hazır mama ile beslenen 4 aylık bebeklerde annesini emen çocukların aynı hacimdeki besini daha yavaş aldıkları gözlenmiştir. Bunun yanında uyanık, keyifli, uykulu, huzursuz kalma süresi, ağlama süresi, hareketlilik ve huy (mizaç) açısından bir farklılık görmedikleri gözlenmiştir (Wells and Davis 1995).

ABD’de (az gelirli zencilerde) yapılan bir araştırmada 4 aydan önce ek gıdaya başlanılan bebekler 18 aylık oluncaya kadar takip edilmiş ve bebeklerin huysuz oluşu (fussy) ile erken ek gıdaya başlama arasında bir ilişki aranmıştır. Annelerin kanaatlerine (algılarına) göre huysuzluk ile erken ek gıdaya başlama arasında muhtemel bir ilişki bulunmuştur (Wasser et al. 2011).

İngiltere’de yapılan ve anne sütüyle beslenmenin çocuk mizacına etkilerinin araştırıldığı bir “çalışmaya 3 aylık 316 bebek alınmış (de Lauzon-Guillain et al. 2012). Bu bebeklerin mamayla beslenenlere göre annelerine daha eziyetli (daha çok ağlayan, daha az gülen, sıkıntılandıkları zaman daha geç sakinleşebilen) oldukları gösterilmiştir.

            C) Erişkin dönemdeki beslenmenin etkileri

            a)Vitamin, mineral ve yağ asitleri

Maternal veya bebeklik döneminde yetersiz beslenmenin davranışları etkilemesinin yanında erişkin dönemde de bazı besin maddelerinin eksikliği davranışları olumsuz etkilemektedir.

Ergen maymunlar üzerinde yapılan bir araştırmada orta düzeyde çinko-demir eksikliğinin davranışlar üzerine etkileri incelenmiştir. Davranışlarda düşük aktivite, davranış testlerine düşük katılım ve azalmış cevap şeklinde bir değişiklik gözlenmiştir. Bu değişiklikler diyete çinko ve demir eklenmesiyle bir dereceye kadar geri dönmüş veya engellenmiştir (Golub et al. 2000).

Farelerde yapılan bir araştırmada kan magnezyum düzeyi ile anksiyeteyle ilişkili davranışlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, magnezyum durumu ve duygusallık arasındaki muhtemel ilişkiye vurgu yapılmıştır (Laarakker et al. 2011).

İngiltere’de 231 genç mahkûm üzerinde yapılan bir gözlemsel çalışmada fizyolojik olarak yeterli vitamin, mineral ve esansiyel yağ asitleri alınmasının antisosyal davranışlarda bir azalmaya yol açıp açmayacağı araştırılmıştır (Gesch et al. 2002). Destek tedavisinden önce ve sonra davranış kuralının ihlali (disciplinary offense) karşılaştırılmış ve sonuçta şiddetin de içinde olduğu antisosyal davranışların azaldığı gözlenmiştir.

Bazı araştırmalar vitamin ve mineral eksikliği ile aşırı saldırgan davranış (over-aggressive behavior) arasında ilişkiler olduğunu göstermiştir (Werbach 1995; Breakey 1997). Dahası bir araştırma neredeyse suç işleyen genç popülasyonun (çoğunluğu erkek olmak üzere) üçte birinde demir eksikliği olduğunu iddia etmektedir (Rutter et al. 1998). Bunun yanında bu sonuçlar çelişkili ve tartışmalıdır (Rutter et al. 1998). Şiddete başvuran şuçluların (violent offenders) PET görüntülerinde anormal çalıştığı (Raine et al. 1998; Davidson et al. 2000) görülen Amigdala (bir beyin bölgesi), yoğun bir şekilde çinko içeren nöronlarla (Christensen and Frederickson 1998) uyarılmaktadır. Geçmişinde saldırgan davranış gösteren erkeklerin kanlarında çinko ve demir düzeylerinin saldırgan davranış göstermeyenlere göre daha düşük olduğu bulunmuştur (Walsh et al. 1997).

B12 vitamini ve folik asit eksikliği davranışları olumsuz etkilemektedir. Bolu İzzet Baysal Üniversitesinden rapor edilen bir vakada B12 vitamini eksikliği olan bir genç hastada sinirlilik, regressif davranış, duyarsızlık, ağlama ve okulu asma (irritability, regressive behavior, apathy, crying and truancy) gibi psikotik özellikte karışık ruh hali bulguları olduğu ve B12 tedavisini takiben tüm bulguların kaybolduğu gözlenmiştir (Tufan et al. 2012).

Bir çok araştırmada yaşlılarda ciddi folat eksikliğinin bilişsel fonksiyon kaybını artırabileceği belirtilmiştir (Fine et al.1991; Metz et al. 1996; Quinn et al.1996). Folik asit ve B12 vitamini gibi esansiyel bileşiklerin eksikliği bilişsel fonksiyonlarda azalma (impairment) ve depresyonla birlikte olan nörodejeneratif hastalıklar ve Alzheimer için bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir (Gottfries et al. 2001). Nitekim B12 düzeyi düşük olan Alzheimer hastalarında B12 düzeyi normal olanlara göre demansın davranışsal ve psikolojik bulguları daha fazla görülmektedir (Meins et al. 2000). Bu yüzden Alzheimer hastalarında davranışsal değişikliklerin patogenezinden B12 vitamininin rol oynayabileceği düşünülmektedir.

            b) Bazı gıdaların etkileri

25 yaşındaki sağlıklı erkeklerde yapılan ve Minnesota çalışması olarak bilinen bir araştırmada 12 hafta kontrol dönemi, 24 hafta açlık dönemi ve 12 hafta rehabilitasyon dönemi olacak şekilde bir beslenme planlama yapılmıştır. Açlık döneminde 1570 Cal olacak şekilde 50 g protein ve 30 g yağ verilmiştir. 24 hafta sonunda vücut ağırlıkları %25 azalmıştır. Açlık döneminde psikonevrotik tipte kişilik değişiklikleri gözlenmiştir. Ancak besinsel olarak rehabilite edildikleri zaman ve normal ağırlıklarına ulaştıkları zaman bu değişiklikler normale dönmüştür (Keys et al. 1950).

Kan şeker düzeyinin saldırganlık üzerine etkisini araştırmak için yapılan bir çalışmada şekerli limonata içenlerde şekersiz (tatlandırıcılı) limonata içirilenlere göre saldırgan davranışlar daha az görülmüştür (DeWall et al. 2011). Araştırmacılar bunu şöyle izah etmişlerdir: “Beyin enerji kaynağı olarak glikoz kullanır. Kendini kontrol ederken (self-control) de fazla miktarda enerjiye (glikoza) ihtiyaç vardır. Bu anda kanda yeterli glikoz olması ve bunun kullanılabiliyor olması kendini kontrolü kolaylaştırmaktadır. Bir kaşık tatlı kızgınlığınızı yenmenize yardımcı olacaktır.”

Garrido ve ark.nın kirazın insanda duygu durumuna etkilerini araştırmak için yaptıkları çalışmalarında yaklaşık 141 g kiraz kullanarak hazırlanan (öğütülmüş, kurutulmuş ve sulandırılmış kiraz + maltodekstrin + sitrik asit) 125 ml kiraz içeceği öğle ve akşam olmak üzere beş gün süreyle tüketilmiş (Garrido et al., 2012). Genç, orta ve ileri yaşta bireylerde aile ilişkileri, sosyal ilişkileri, ruh hali ve zindelik üzerine etkileri karşılaştırılmış. Orta ve ileri yaşlarda anksiyete durumunda azalma ile ruh hali ve zindelik üzerine pozitif etkiler, gençlerde ise aile ilişkilerinde iyileşme gözlenmiştir. Vişne triptofan, serotonin ve melatonin kaynağı gıdalardan biridir. Mutluluk hormonu olarak bilinen ve ruh halini pozitif yönde etkileyen seratonin triptofandan sentezlenir. Triptofan ise bir esansiyel amino asittir ve gıdalarla alınmak zorundadır. Araştırmacılar kirazın ruh haline ve sosyal ilişkilerdeki pozitif etkisini içerisinde bulunan triptofan ve serotonine bağlamışlardır. Kiraz içerisindeki serotonin ve serotonin kaynağı olan triptofanın kanda serotonin seviyesini yükselterek bu etkiyi gösterebileceğini öne sürmüşlerdir.

Kahvenin ruh hali, zihinsel performans ve uyku üzerine etkilerinin derlendiği bir çalışmada orta derecede kahve tüketimi - davranış ilişkisi şöyle özetlenmiştir (Smith 2002); 1.Kahve uyanıklığı artırıp bitkinliği azaltır, bu özellikle gece çalışma gibi uyarılmanın az olduğu durumlarda önemlidir, 2.Dikkat gerektiren işlerde ve sürekli olarak yanıt verilmesi gereken basit işlerde performansı artırır, bu etki uyanıklığın düştüğü durumlarda en net olarak gözlenmektedir, 3.Daha kompleks işlerde etkilerini değerlendirmek daha zordur ve kahvenin yanında bireyin kişiliği ve gün içindeki zaman gibi uyanıklığı artıran diğer faktörler de dikkate alınmalıdır, 4.Kafein tüketiminin tersine, kahvenin bırakılması performans üzerinde pek az etkilidir, 5.Düzenli kafein kullanımı faydalı gibi görünmektedir. Yüksek miktarları zihinsel fonksiyonları daha olumlu etkiler, 6.Çoğunlukla bireyler pozitif etkileri en yüksek düzeyde tutmak için tüketecekleri kafein miktarını kontrol etmede iyidirler. Bu bulgulara dayanarak denebilir ki insanların çoğunluğunun tükettiği kafein miktarları davranışları pozitif yönde etkilemektedir. Fazla tüketilmesi özellikle bazı psikiyatri hastaları ve hassas bünyeli bireylerde problemlere yol açabilir.

            D) Mizaç ve yeme davranışı ilişkisi

Yapılan bazı araştırmalarda mizacın yeme alışkanlıkları üzerine etkisinin olabileceği değerlendirilmiştir. Bu çalışmalarda kendine saygının az olması (poor self-esteem) (Wooley  et al. 1979), perceived stress (Rodin et al. 1989), ve vücut imaj bozukluğu (Thompson and Tantleff-Dunn 1998) obezite gelişmesiyle ilişkilendirilmiştir. Bununla beraber bazı araştırmalar çok az kişilik özelliğinin obezler için belirleyici olduğunu belirtmiştir (Leon and Roth 1977). Wells ve ark. bebeklerin doğuştan gelen mizaçlarının (maternity-related infant temperament)  gelecekteki vücut şeklini (kompozisyonunu) ve davranışlarını (aktivite kalıplarını) belirlemedeki rolünü araştırmışlardır. 3 aylık ve 2-3, 5 yaş arası çocuklar takip edilmiş. Bebeklerin mizaçlarının daha sonraki davranışları ve vücudundaki yağ oranları hakkında belirleyici olabileceği belirtilmiş. Kolaylıkla sakinleşebilen bebeklerin çocukluk döneminde ciltlerinin daha ince (yağsız) olduğu ve daha aktif bir çocukluk dönemi geçirdikleri görülmüş. Bebeklik döneminde yaşanılan sıkıntıların da çocukluk dönemi diyet kompozisyonu ile ilişkili olduğu gözlenmiştir (Wells et al. 1997).

Haycraft ve ark. da 3-8 yaşlarındaki 241 çocuk üzerinde çocukların mizaçları ile yeme davranışları arasındaki ilişkiyi araştırmışlardır (Haycraft et al. 2011). Duygusal bir mizaca sahip olanlar daha fazla oranda yemekten kaçınma davranışları (more food avoidant eating behaviours) sergilemişlerdir. Utangaçlık, girişkenlik ve aktif olma özellikleri çocukların yeme davranışlarıyla ilişkili bulunmamış. Yüksek VKİ’ne sahip çocukların daha fazla yemeğe yönelim gösteren yeme davranışı sergilediği ancak VKİ ile çocukların mizaçlarının ilişkili olmadığı gözlenmiştir.

Martin ve ark. 1228 çocuğu bebeklikten 12-13 yaşlarına kadar takip ederek mizacın yeme sorunlarıyla ilişkisini araştırmışlardır.  Sonuçta özellikle kız çocuklarında olmak üzere çocukluk dönemi mizacını (yüksek düzeydeki negatif duygusallık ve düşük ısrarcılık- High Negative Emotionality and low Persistence) ileriki dönemdeki yemeğe karşı ilginin gelişmesiyle ilişkilendirmişlerdir (Martin et al. 2000). Wonderlich ve ark. da ergenler üzerinde yaptıkları araştırmada, düşünmeden tepkisel davranma (tepkisellik/ fevri davranma- impulsivitiy) gibi mizaca bağlı davranışları bozulmuş yeme tutumları ve davranışlarıyla ilişkilendirmişlerdir (Wonderlich et al. 2004).

Bu araştırmaların yanında 8-12 yaşlarındaki kız çocukları ortalama 7 yıl takip edildiği bir çalışmada, etkinlik mizacına sahip olmanın (activity termperament) her ne kadar daha az vücut yağlanmasıyla ve yüksek nonresting energy expenditure (NREE) ile ilişkili olduğu görülse de, gelecekteki vücut yağlanmasını belirleyici (tahmin edici) olduğuna dair herhangi bir bulgu tespit edilmemiştir (Anderson et al. 2005). Çocukların mizaçları kendi beslenmelerini etkilediği gibi, annelerinin çocuklarını beslenme davranışlarını da etkileyebilmektedir. Vollrath ve ark.ları bu ilişkiyi araştımak için yürüttükleri çalışamalarında (Vollrath et al. 2011) 40266 anne ve çocuğunu çalışmaya almışlar ve çocukları 18 aylık iken değerlendirmişlerdir. Sonuçta sıkıntıya eğilimli mizacı olan (özellikle içselleştiren) (distress-prone temperament, particularly internalizing,) çocuklara tatlı gıda ve tatlı içeceklerin daha fazla verildiği gözlenmiş. Araştırmacılar anneler çocuklarındaki davranışlarla baş edebilmek için daha fazla tatlı gıda ve içecek verdikleri sonucuna varmışlardır. Bu çocukların gelecekte obesite açısından takip edilmesi gerektiğini de vurgulamışlardır.

Topluca değerlendirildiği zaman, yukarıdaki veriler, mizacın daha sonraki dönemlerde yeme ile ilgili problemlerle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.

 

            E) Psikiyatrik hastalıklar ve beslenme ilişkisi

            Beslenme yetersizlikleri şizofreni ve şizoid kişilik bozukluklarıya (Hoek et al. 1996; Dalman et al. 1999; Tsuang 2000) ve antisosyal davranışlarla (Fishbein and Pease 1994) ilişkilendirilmiştir. Özellikle mahkumlar üzerinde besinsel destekler verilerek çift kör, plasebo kontrollü, randomize yapılan bir çalışmada antisosyal ve şiddet içeren davranışların besinsel desteklerle azaldığı gözlenmiştir (Gesch et al. 2002). Balık desteği gibi besinlerin içerdikleri omega-3 yağ asitlerinden dolayı beyin fonksiyonlarına faydalı olduğu ve şizofreni (Mahadik et al. 2001) ile dışa vurma davranış bozuklukları (Arnold et al. 1994; Corrigan et al. 1994; Mellor et al. 1995; Stevens et al. 1996) için faydalı etkiler gösterdiği rapor edilmiştir. Çok güçlü olmasa da anne karnında maruz kalınan beslenme yetersizliğinin ileriki yaşamda şizofreni riskini artırabileceğine dair kanıtlar vardır (Susser et al. 2008). Ayrıca düşük (<2,5 kg) veya yüksek (>4,0 kg) doğum ağırlıklı doğmanın (Gunnell et al. 2003) ve çocukluk döneminde zayıf olmanın (Wahlbeck et al. 2001) erişkin yaşamda şizofreni olmak için birer risk faktörü olduğu belirtilmektedir. Venables ve Raine’nin 1795 çocuğu doğumdan itibaren takip ederek beslenme yetersizliği, zeka seviyesi ve şizofreniye yatkın olma (hafif şizofrenik davranışlar gösterme) arasındaki ilişkiyi araştırmışlardır (Venables and Raine 2012). Çocuklar 3 yaşında iken anemi ve gelişmenin durmasıyla (anemia and stunting) değerlendirilen yetersiz beslenme durumu, 11 yaşında zeka düzeyi (IQ) ve 23 yaşına geldiğinde ise şizofrenik karakter özellikleri açısından değerlendirilmiş. 3 yaşındaki beslenme yetersizliği (anemi ve gelişmenin durması) 11 yaşında düşük IQ ile ilişkili bulunmuş. 11 yaşındaki düşük IQ performansı ise 23 yaşında kişilerarası ve bozulmuş şizofrenik kişilik özellikleri ile ilişkili bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre: düşük IQ, hem 3 yaşındaki yetersiz beslenmeye hem de 23 yaşındaki kişilerarası ve bozulmuş şizofrenik kişilik gelişmesine aracılık etmektedir.

Demans, şizofreni benzeri sendromlar, uykusuzluk, sinirlilik, unutkanlık, içsel depresyon, organik psikoz gibi birçok nöropsikiyatrik hastalığın folik asit eksikliği ile ilişkili olabileceği rapor edilmiştir (Kelly 1998).  

Koroner kalp hastalıkları ve bazı zihinsel sorunlar sıklıkla birlikte görülür. Depresyon KKH gelişmesi için ve KKH kötü prognozu için bir risk faktörüdür (Frasure-Smith and Lesperance 2006). Koroner hastalarda n-3 PUFA  ve depresyon ilişkisinin araştırıldığı çalışmalarda düşük plazma veya membran n-3 PUFA (özellikle DHA) düzeyi ile depresyonun ilişkili olduğu gösterilmiştir (Frasure-Smith et al. 2004; Parker et al. 2006; Schins et al. 2007; Amin et al. 2008; Ali et al. 2009). Bunun yanında KKH olmayanlarda böyle bir net ilişki gösterilememiştir (Appleton 2008; Van de Rest 2008).

Sıçanlarda yapılan bir çalışmada, ergenlik (adelosan) döneminde fazla miktarda şeker veya tatlandırıcı tüketilmesinin uzun süreli olumsuz etkileri araştırılmıştır (Vendruscolo et al. 2010). Bu sıçanlarda fazla şeker tüketilmesinin ödüllendirme sürecindeki (reward processing) gelişim dönemine spesifik kronik depresyonu kamçıladığı gösterilmiş ve ödüllendirme ile ilişkili psikiyatrik hastalıklara yatkınlığı artırabileceği belirtilmiştir.

Şizofreni ve depresyon gibi psikiyatrik hastalıkların etiyolojisinde genetik ve çevresel faktörler rol oynamaktadır. Yukarıdaki veriler değerlendirildiği zaman beslenme ve/veya bazı vitamin yetersizliklerinin bu hastalıkların gelişmesinde rol oynayabileceğini söylemek mümkündür.

 

            F) Gıda katkı maddeleri ve davranışlar

            Gıda katkı maddeleri ürünlerin tat, koku, lezzet, görünüm, besin değeri ve raf ömrü gibi özelliklerini iyileştirmek amacıyla gıdalara katılan maddelerdir. Bu maddelere yaşamın her döneminde maruz kalınabilmektedirler. Gıda katkı maddeleri – davranış ilişkisi daha çok katkı maddelerinin hiperaktiviteyi artırıcı etkileri göz önüne alınarak değerlendirilmektedir. Tam ismi  “Dikkat Eksikliği Bozukluğu” veya “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)” olan bu hastalık, çocukluk çağının en sık rastlanan psikiyatrik bozukluklarından biri olup, okul dönemindeki çocukların yaklaşık olarak %3-10’unu etkilemekte ve erkek çocuklarda daha sık görülmektedir. DEHB, sıklıkla 3 yaşından sonra dikkat dağınıklığı, aşırı hareketlilik, dürtüsellik, engellemelere karşı tahammülsüzlük, ters mizaçlılık, saldırganlık, uyum güçlüğü, duygu oynaklığı, fevri davranış gibi bulgular ile kendini belli etmeye başlar. Okulun ilk senelerinde ise öğrenme kabiliyetinde yetersizlik, algılama sorunları ve okul başarısızlıkları gibi bulgular öne çıkar (Mattes et al.1981; Boris et al. 1994; Doğruyol et al. 2006). DEHB’nin nedenleri henüz tam olarak bilinmemektedir yaygın görüşe göre hastalığın oluşmasında genetik ve çevresel faktörler rol oynamaktadır (Aguiar et al. 2010).

          Katkı maddelerinin duyarlı çocuklarda hiperaktivite ve bazı nöropsikolojik bozukluklara yol açtığını iddiası ilk olarak 1976 yılında Feingold tarafından ortaya atılmıştır (Feingold 1976; Feingold 1977). Sonraki yıllarda DEHB ile katkı maddeleri arasında da ilişki kurulmaya çalışılmış ve bu konu ile ilgili pek çok çalışmada çelişkili raporlar elde edilmiştir (Conners 1976; Harley 1978; Harley and Matthews 1978;  Conners 1980; Eigenmann and Haenggeli 2004). 

            1976 yılında Conners ve arkadaşları tarafından yapılan ve hiperaktif 15 erkek çocuğun dahil edildiği çalışmada, Feingold’un önerdiği sentetik renklendirici, tatlandırıcı ve salisilatlardan arındırılmış diyet ile beslenen çocukların hiperaktif belirtilerinde öğretmen değerlendirmesine göre anlamlı ölçüde azalma tespit edilmiştir. Bu çalışmada ebeveyn değerlendirilmesi esas alındığında ise belirtilerde herhangi bir değişiklik olmadığı sonucuna varılmıştır (Conners et al. 1976). Conners bir diğer çalışmasında yaşları 4-11 arasında değişen 16 hiperaktif çocuğa gıda boyalarından arındırılmış Feingold diyeti vermiş ve çocukların ebeveyn değerlendirmesine göre % 57’sinde, öğretmen değerlendirmesine göre ise % 34’ünde hiperaktif belirtilerde azalma gözlemlemiştir. Diyete gıda boyası eklenmesini takiben sadece 3 çocukta gıda boyası alımından 1 saat sonra oluşan görsel-motor dikkat performansında azalma tespit etmiştir (Conners, 1980).

 1978 yılında Harley ve ark. Feingold hipotezinin aksine gıda katkı maddelerinin davranış üzerine herhangi bir etkisinin bulunmadığını rapor etmişler, ancak daha sonraki çalışmalarında bu hipotezlerini destekleyememişlerdir (Harley and Matthews 1978; Harley et al. 1978).

Spring ve arkadaşları Feingold hipotezini test etmek amacı ile 6 hiperaktif çocuğa önce katkı maddelerinden arındırılmış diyet uygulamışlar ve bütün ebeveynler bu diyetin etkili olduğunu ifade etmişlerdir. Fakat diyete katkı maddesi eklenmesi ile sadece 1 çocukta hiperaktif belirtilerde artma gözlemlenmiştir. Yazarlar bu verileri Feingold’un hipotezini desteklemesi açısından yetersiz olduğunu iddia etmişlerdir (Spring et al. 1981).

Gıda katkı maddelerinin davranış ve bilişsel etkilerinin araştırıldığı en kapsamlı klinik araştırma 1997 yılında Ward tarafından yapılmıştır. Yaşları 7-13 arasında değişen 486 hiperaktif çocuğun dâhil edildiği bu çalışmada anket değerlendirme sonuçlarına göre hiperaktif çocukların %60’ında gıda katkı maddeleri ile davranış bozukluğu arasında bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Kontrol grubunda ise bu oran %12 olarak tespit edilmiştir (Ward 1997). Mattes ve Gittelman, 11 hiperaktif çocuğa birer hafta süre ile sırasıyla Feingold’un katkılardan arındırılmış diyeti, gıda boyası ihtiva eden diyet ve gıda boyası ihtiva eden ancak görüntü ve koku olarak gıda boyası içerdiği belli olmayan diyet (plasebo) vermiştir (1981). Belirti skorunu öğretmen, ebeveyn ve psikiyatrist verileri ve psikolojik testler ile değerlendirdiklerinde Feingold diyetinin belirtilerde belirgin bir değişikliğe neden olmadığını gözlemlemişlerdir. Mattes, 1976 -1983 yılları arasındaki gıda katkı maddeleri ve hiperaktivite ilişkisini araştıran tüm raporları gözden geçirmiş ve Feingold diyeti ile hiperaktif belirtilerde azalma arasında belirgin bir ilişkinin olmadığını iddia etmiştir (Mattes 1983).

Borris ve Mandel, DEHB tanı kriterlerine uyan 26 çocuğun 19’unda Feingold’un katkılardan arındırılmış diyeti ile DEHB belirtilerinde belirgin gerileme gözlemlemişlerdir. Atopinin eşlik ettiği DEHB olan çocukların arındırılmış diyet tedavisine daha iyi yanıt verdiklerini rapor etmişlerdir (Boris and Mandel 1994).

Bateman ve arkadaşları tarafından yapılan plasebo kontrollü çift kör bir çalışmada, çocuklara başlangıçta bir hafta kimyasal renklendirici ve koruyuculardan arındırılmış gıda ve sonra üç hafta boyunca rastgele seçilen guruplara ayrı ayrı günlük 20 mg renklendirici (sunset yellow FCF, tartrazin, karmosin, ponso 4R), 45 mg koruyucu (sodyum benzoat) ve plasebo verilmiştir. Çalışmanın sonunda kimyasal renklendirici ve koruyucuların diyetten çekilmesiyle hiperaktif davranışlarda belirgin bir azalma, bu maddelerin diyete eklenmesi ile anlamlı bir yükselme ortaya çıktığı ve bu değişikliğin altta yatan hastalıktan bağımsız olduğu gösterilmiştir (Bateman et al. 2004).

McCann ve ark. 3 yaş ve 8-9 yaş grubundaki toplam 267 çocuğun diyetlerine farklı oranlarda katkı maddesi ihtiva eden iki ayrı karışımı (karışım A, B) çift kör ve randomize olarak eklemişler. (Karışım A: Tartrazin, ponso 4R, sunset yellow FCF, karmosin ve sodyum benzoat; karışım B: Kinolin sarısı, sunset yellow FCF, allura red, karmoisin ve sodyum benzoat).  Araştırmacılar bu çalışmada öğretmen gözlemi, ebeveyn gözlemi ve sınıf içi gözlemi esas alarak sentetik renklendiricilerin ve koruyucuların davranış modelleri üzerine olan etkilerini değerlendirmişlerdir. Karışım A verilen 3 yaşındaki çocukların davranış modellerinde plaseboya kıyasla belirgin etkilenim görülürken, karışım B alanlarda anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Ancak 8 yaşındaki hasta grubunda her iki karışımın da davranış modelleri üzerine olumsuz etki gösterdiği tespit edilmiştir. Bu etkileşimin doz ve yaşa bağlı olarak değişkenlik gösterdiği rapor edilmiştir (McCann et al. 2007).

Pelsser ve ark. DEHB tanısı almış 27 çocuk hastada katkı maddelerinden arındırılmış diyetin hastalık belirtileri üzerine etkisini araştırmış ve sonuçlar ebeveyn ve öğretmenler tarafından değerlendirilmiştir (2009). Ebeveyn değerlendirmesine göre çocukların %73’ünde, öğretmen değerlendirmesine göre ise %70’inde hastalık belirtilerinde gerileme olduğu tespit edilmiştir. Kontrol grubunda ise bu oranların sırasıyla %12 ve %0 olduğu saptanmıştır (Pelsser et al. 2009).

 

Katkı maddesi içermeyen gıdalar

Gıda katkı maddesi içermeyen gıdaların olumlu etkilerini araştıran çalışmaların incelenmesi, gıda katkı maddelerinin olumsuz etkilerinin anlaşılması açısından faydalı olabilir.

Bu çalışmalardan birisi organik gıdalarla yapılan bir araştırmadır. Fuchs ve arkadaşlarının yaptıkları ve “manastır çalışması” olarak bilinen bir araştırmada 17 rahibe bir ay boyunca organik gıdalarla beslenmiş ve fizyolojik ve psikolojik etkiler değerlendirilmiştir. Kan basıncında düşme, immün sistemde güçlenme, fiziksel zindelik ve zihinsel berraklıkta artış gözlenmiş. Bunun yanında organik gıdalarla beslenen rahibeler daha az baş ağrısı çektiklerini ve stresle daha iyi baş edebildiklerini ifade etmişlerdir (Fuchs et al. 2005).

İngiltere’de yapılan bir diğer çalışmada çocukluk dönemindeki beslenmenin erişkin dönemde şiddete eğilimle bir ilişkisinin olup olmayacağı araştırılmıştır (Moore et al. 2009). Bunun için çocukluklarında 10 yıl boyunca her gün çikolata, pasta, şekerleme vb gıdalar yiyen çocukların, değerlendirmenin yapıldığı 34 yaşına geldiklerinde yemeyenlere göre anlamlı olarak daha fazla şiddetten hüküm giydikleri tespit edilmiş. Yazarlar bunun muhtemel sebeplerini tartışırken tüketilen gıdaların içindeki katkı maddelerinin saldırganlığı artırabileceğini, çocukların sürekli ödüllendirmenin psikolojik olarak bazı olumsuz etkilerinin olabileceğini, ebeveynlerin olumsuz davranışlarından kaynaklanabileceği sıralamışlardır.

Hint Okyanusunda bir ada ülkesi olan Mauritius’da yürütülen çalışmada ise katkı maddesi içermeyen gıdaların tüketildiği çevresel zenginleştirme programının hafif şizofrenik kişilik ve antisosyal davranışlar üzerine etkisi araştırılmıştır (Raine et al. 2003). Ülkede yaşayan 3-5 yaşlarında çocuklardan rastgele seçilen 83 çocuk çevresel zenginleştirme programına alınmış, 355 çocuk ise kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Zenginleştirme programı 3 yaşında başlamış ve 2 yıl sürmüş. Bu süreçte özel beslenme, eğitim ve fiziksel egzersiz programları yapılmış. Beslenme olarak süt, meyve suyu, bir öğün balık veya tavuk ve salata verilmiş. Eğitim olarak konuşma, koordinasyon, kavrama ve hafıza becerilerine yönelik eğitim verilmiş. Fiziksel egzersiz olarak jimnastik, sokak oyunları vb aktiviteler yapılmış. Daha sonra bu çocuklar 17 ve 23 yaşlarına geldiklerinde hafif şizofrenik kişilik ve antisosyal davranışlar açısından değerlendirilmiştir. Sonuçta erken dönemde yapılan çevresel zenginleştirmenin antisosyal davranışları ve hafif şizofrenik kişiliği azaltıcı etkisinin olduğu ve bu olumlu etkinin en fazla beslenme yetersizliği olan çocuklarda kendini gösterdiği sonucuna varılmıştır.

Gıda katkı maddelerinin davranışlar üzerine etkilerini şöyle özetleyebiliriz: Katkı maddelerinin davranışlar üzerine bilinen tek olumsuz etkisi DEHB’dir. Bununla ilgili sentetik gıda boyalarının hastalık bulgularını artırdığını destekleyen araştırmalar olmakla beraber, olumsuz etkisinin olmadığını gösteren araştırmalar da vardır. Sonuçların netleşmesi için daha fazla sayıda güzel planlanmış araştırma sonuçlarına ihtiyaç vardır.

 

Genel Değerlendirme

Davranışlar kişiliğin dışa yansıması olup genetik ve çevresel faktörlere göre şekillenmektedir. Çevresel faktörlerden bir olan ve gıdalarla alınan besinler, gerek prenatal gerekse postnatal yaşamın her evresinde sağlıklı yaşamak ve sağlıklı davranış sergilemek için vazgeçilmez ögelerdir. Bunun yanında sosyal çevre ve eğitim de en az beslenme kadar önemlidir. Beslenme sağlıklı bir gelişim zemini oluşturmak için gereklidir. Sosyal çevre ve eğitim ise sağlıklı zeminin düzgün şekillenmesi ve gelişmesi için gereklidir.Gelişimini erken çocukluk döneminde büyük ölçüde tamamlayan ve davranışlarımızı belirleyen temel olgan olan beyinin sağlıklı gelişmesi için vitamin, mineral, amino asit ve yağ asitlerinin yeterli oranda alınması gerekmektedir. Beyin gelişiminin tamamlandığı ileri çocukluk ve erişkin dönemlerinde de bazı vitamin ve mineral eksiklikleri olumsuz davranışlara kapı aralamaktadır. Doğal gıdalar içerdikleri besin ögeleri ve aktif moleküller sayesinde davranışlarımızı etkileyebilmektedir. Bazı besin maddelerinin eksikliği psikiyatrik hastılıkların oluşmasına katkı sağayabilmektedirler. Gıda katkı maddeleri ise özellikle DEHB olan hastalarda hiperaktiviteyi artırabilecek bir risk faktörü olarak değerlendirilmelidir.

 

*: Bu makalenin hazırlanmasında kısmen Türk Bilimler Akademisi (TÜBA) araştırma desteği kullanılmıştır. Ayrıca makalenin bir kısmı “Kişilik Oluşumu ve Nefsin Terbiyesi” temalı “Elmalı’nın Canları İrfan ve Sevgi Sempozyumu”nda (8 Eylül 2012, Elmalı/Antalya) “Katkı maddelerinin insan kişiliği üzerindeki etkileri” tebliği ile sunulmuştur. Makalenin ingilizcesi ise International Journal of Health and Nutrition dersinde yayınlanmıştır (Int J Helath Nutrt 2013 4(1):21-32).

 

REFERANSLAR

Aguiar A, Eubig PA, Schantz SL, 2010. Attention deficit/hyperactivity disorder: a focused overview for children's environmental health researchers. Environmental health perspectives 118(12): 1646-1653. doi: 10.1289/ehp.1002326.

Ajzen I, 1988. Attitudes, personaliQ, and behavior. Chicago, IL: Dorsey.

Akiskal HS, Hirschfeld MA, Yerevanian BI, 1983. The relationship of personality to affective disorders. Archives of general psychiatry 40: 801-810.

Ali S, Garg SK, Cohen BE, Bhave P, Harris WS, Whooley MA, 2009. Association between omega-3 fatty acids and depressive symptoms among patients with established coronary artery disease: data from the Heart and Soul Study. Psychotherapy and psychosomatics 78(2): 125-127. doi: 10.1159/000203118.

Allport GW, 1961. Pattern and growth in personality. New York: Holt, Rinehart, & Winston.

Amin AA, Menon RA, Reid KJ, Harris WS, Spertus JA, 2008. Acute coronary syndrome patients with depression have low blood cell membrane omega-3 fatty acid levels. Psychosomatic medicine 70(8): 856-862. doi: 10.1097/PSY.0b013e318188a01e.

Anderson SE, Bandini LG, Must A, 2005. Child temperament does not predict adolescent body composition in girls. International journal of obesity (Lond). 29(1): 47-53.

Appleton KM, Rogers PJ, Ness AR, 2008. Is there a role for n-3 long-chain polyunsaturated fatty acids in the regulation of mood and behaviour? A review of the evidence to date from epidemiological studies, clinical studies and intervention trials. Nutrition research reviews 21: 13–41.

Arnold LE, Kleykamp D, Votolato N, Gibson RA, 1994. Potential link between dietary intake of fatty acids and behavior: pilot exploration of serum lipids in attention-deficit hyperactivity disorder. Journal of Child and Adolescent Psychopharmacology; 4: 171–182

Baker-Henningham H, Hamadani JD, Huda SN, Grantham-McGregor SM, 2009. The Journal of Nutrition 139(9): 1765-1771.

Bateman B, Warner JO, Hutchinson E, Dean T, Rowlandson P, Gant C, Grundy J, Fitzgerald C, Stevenson J, 2004. The effects of a double blind, placebo controlled, artificial food colourings and benzoate preservative challenge on hyperactivity in a general population sample of preschool children. Archives of disease in childhood 89(6): 506-511.

Bennis-Taleb N, Remacle C, Hoet JJ, Reusens B, 1999. A low-protein isocaloric diet during gestation affects brain development and alters permanently cerebral cortex blood vessels in rat offspring. Journal of Nutrition 129: 1613–1619.

Boris M, Mandel FS, 1994. Foods and additives are common causes of the attention deficit hyperactive disorder in children. Annals of allergy 72(5): 462-468.

Breakey J, 1997. The role of diet and behavior in childhood. Journal of Pediatric Child Health 33: 190–194.

Brozek J, 1990. Effects of generalized malnutrition on personality. Nutrition 6(5): 389-395.

Christensen MK, Frederickson CJ, 1998. Zinc-containing afferent projections to the rat corticome- dial amygdaloid complex: A retrograde tracing study. Journal of Comparative Neurology 400: 375–390.

Conners CK, Goyette CH, Southwick DA, Lees JM, Andrulonis PA, 1976. Food additives and hyperkinesis: a controlled double-blind experiment. Pediatrics 58(2): 154-166.

Conners CK, 1980. Food Additives and Hyperactive Children. (New York: Plenum Press, pp. 45-54.

Cooper  GM, 1950. Nutrition in the Family Setting. Marriage and Family Living, 12: 85-88.

Corrigan F, Gray R, Strathdee A, Skinner R, Van Rhijn A, Horrobin D,1994. Fatty acid analysis of blood from violent offenders. J Forensic Psychiatry 5: 83–92.

Dalman C, Allebeck P, Cullberg J, Grunewald C, Koster M, 1999. Obstetric complications and the risk of schizophrenia: a longitudinal study of a national birth cohort. Archives of general psychiatry 56: 234–240.

Davidson RJ, Putnam KM, Larson CL, 2000. Dysfunction in the neural circuitry of emotion regulation a possible prelude to violence. Science 289: 591–594.

deUngria M, Rao R, Wobken JD, Luciana M, Nelson CA, Georgieff MK, 2000. Perinatal iron deficiency decreases cytochrome c oxidase (CytOx) activity in selected regions of neonatal rat brain. Pediatric research 48: 169–176.

DeWall CN, Deckman T, Gailliot MT, Bushman BJ, 2011. Sweetened blood cools hot tempers: physiological self-control and aggression. Aggressive behavior 37(1): 73-80.

Doğruyol H, 2006. Gıdalardaki Katkı Maddeleri ve Zararları;  Çocukluk Hiperaktivitesi. Güncel Pediatri, 2: 42-48.

Dror DK, Allen LH, 2008. Effect of vitamin B12 deficiency on neurodevelopment in infants: current knowledge and possible mechanisms. Nutrition reviews 66(5): 250-255.

Eigenmann PA, Haenggeli CA, 2004. Food colourings and preservatives allergy and hyperactivity. Lancet 364:823-824.

Espinosa MP, Sigman MD, Neumann CG, Bwibo NO, McDonald MA, 1992. Playground behaviors of school-age children in relation to nutrition, schooling and family characteristics. Developmental Psychology 28: 1188-1195.

Feingold BF, 1976. Hyperkinesis and learning disabilities linked to the ingestion of artificial food colors and flavors. Journal of Learning Disabilities, 9: 19-27.

Feingold BF, 1977. Food Additives andHyperkinesis: Letter to the editor. J Learn Disabilities, 10: 64-66.

Fine EJ, Soria ED, 1991. Myths about vitamin B12 deficiency. Southern medical journal 84: 1475-1481.

Fishbein DH, Pease SE, 1994. Diet, nutrition, and aggression. Journal of Offender Rehabilitation 21: 117–144.

Frasure-Smith N & Lesperance F, 2006. Recent evidence linking coronary heart disease and depression. Canadian journal of psychiatry 51: 730–737.

Frasure-Smith N, Lesperance F & Julien P, 2004. Major depression is associated with lower omega-3 fatty acid levels in patients with recent acute coronary syndromes. Biological psychiatry 55: 891–896.

Fredriksson A, Schroder N, Eriksson P, Izquierdo I, Archer, T, 1999. Neonatal iron exposure induces neurobehavioral dysfunctions in adult mice. Toxicology and applied pharmacology 159: 25–30.

Fryer SL, McGee CL, Matt GE, Riley EP, Mattson SN, 2007. Evaluation of psychopathological conditions in children with heavy prenatal alcohol exposure. Pediatrics 119: e733–e741.

Fuchs N, Huber K, Hennig J, Dlugosch G, 2005. Influence of biodynamic nutrition on immunological  parameters  and well-being  of  postmenopausal women  („convert-study). Proceedings of the 1st scientific FQH conference in Frick, 63–67.

Garrido M, Espino J, González-Gómez D, Lozano M, Barriga C, Paredes SD, Rodríguez AB, 2012. The consumption of a Jerte Valley cherry product in humans enhances mood, and increases 5-hydroxyindoleacetic acid but reduces cortisol levels in urine. Experimental gerontology 47(8): 573-580.

Georgieff MK, 2007. Nutrition and the developing brain: nutrient priorities and measurement. The American journal of clinical nutrition 85: 614S–620S.

Gesch CB, Hamond SM, Hampson SE, Eves A, Crowder MJ, 2002. Influence of supplementary vitamins, minerals and essential fatty acids on the antisocial behavior of young adult prisoners. The British journal of psychiatry: the journal of mental science 181: 22–2.

Golub MS, Hogrefe CE, Germann SL, 2007. Iron deprivation during fetal development changes the behavior of juvenile rhesus monkeys. The Journal of nutrition137(4): 979-984.

Golub MS, Keen CL, Gershwin ME, 2000. Moderate zinc-iron deprivation influences behavior but not growth in adolescent rhesus monkeys. The Journal of nutrition 130 (2S Suppl): 354S-357S.

Gottfries CG, 2001. Late life depression. European archives of psychiatry and clinical neuroscience 251 Suppl 2: II57-II61.

Gunnell D, Rasmussen F, Fouskakis D, Tynelius P, Harrison G, 2003. Patterns of fetal and childhood growth and the development of psychosis in young males: a cohort study. American journal of epidemiology 158: 291–300.

Halas ES, Reynolds GM, Sandstead HH, 1977. Intra-uterine nutrition and its effects on aggression. Physiology and Behavior 19: 653–661.

Harley JP, Matthews CG, 1978. The hyperactive child and the Feingold controversy. American pharmacy 18(6): 44-46. 

Harley JP, Matthews CG, Eichman P,1978. Synthetic food colors and hyperactivity in children: a double-blind challenge experiment. Pediatrics 62(6): 975-983.

Haycraft E, Farrow C, Meyer C, Powell F, Blissett J, 2011. Relationships between temperament and eating behaviours in young children. Appetite. 56(3): 689-692.

Heng JI, Moonen G, Nguyen L, 2007. Neurotransmitters regulate cell migration in the telencephalon. The European journal of neuroscience 26: 537–546.

Hinde K, Capitanio JP, 2010. Lactational programming? Mother's milk energy predicts infant behavior and temperament in rhesus macaques (Macaca mulatta) American journal of primatology 72(6): 522-529.

Hoek HW, Susser E, Buck KA, Lumey LH, Lin SP, Gorman JM, 1996. Schizoid personality disorder after prenatal exposure to famine. The American journal of psychiatry 153: 1637–1639.

Hsu YC, Lee DC, Chiu IM, 2007. Neural stem cells, neural progenitors, and neurotrophic factors. Cell Transplant 16: 133–150.

Jossey Bass, San Francisco, CA. Sigman, M., Neumann, C., Baksh, M., Bwibo, N. & McDonald, M. (1989a) Relationship between nutrition and development in Kenyan toddlers. The Journal of pediatrics 115: 357-364.

Kelly GS, 1998. Folates: supplemental forms and therapeutic applications. Alternative medicine review : a journal of clinical therapeutic 3(3): 208-220.

Keys A, Brozek J, Henschel A, Mickelsen O, Taylor H, 1950. The biology of human starvation. The University of Minnesota Press, Minneapolis.

Kochanska G, Coy KC, Murray KT, 2001. The development of self-regulation in the first four years of life. Child development 72: 1091–1111.

Kwik-Uribe CL, Golub MS, Keen CL, 2000. Chronic marginal iron intakes during early development in mice alter brain iron concentrations and behavior despite postnatal iron supplementation. The Journal of Nutrition 130: 2040–2048.

Laarakker MC, van Lith HA, Ohl F, 2011. Behavioral characterization of A/J and C57BL/6J mice using a multidimensional test: association between blood plasma and brain magnesium-ion concentration with anxiety. Physiology & behavior 102(2): 205-19.

Lauzon-Guillain Bd, Wijndaele K, Clark M, Acerini CL, Hughes IA, Dunger DB, Wells JC, Ong KK, 2012. Breastfeeding and infant temperament at age three months. PLoS One. doi: 10.1371/journal.pone.0029326.

Leon GR, Roth I, 1977. Obesity: psychological causes, correlations, and speculations. Psychological Bulletin 84: 117–139.

Levitsky DA, Strupp JB, 1995. Malnutrition and the brain. The Journal of Nutrition 125(suppl): 2212S–20S.

Levitt P, 2003. Structural and functional maturation of the developing primate brain. The Journal of pediatrics 143: S35–45. [PubMed: 14597912]

Liu J, Raine A, Venables PH, Mednick SA, 2004. Malnutrition at age 3 years and externalizing behavior problems at ages 8, 11, and 17 years. The American journal of psychiatry 161(11): 2005-2013.

Livesay PJ, Morgan GA, 1991. The development of response inhibition in 4- and 5-year-old children. Australian. Journal of Psychology 43: 133–137.

Lozoff B, Beard JL, Connor JR, Felt BT, Georgieff MK, Schallert T, 2006. Long-lasting neural and behavioral effects of iron deficiency in infancy. Nutrition reviews 64: S34–44.

Mahadik SP, Evans D, Lal H, 2001. Oxidative stress and role of antioxidant and omega-3 essential fatty acid supplementation in schizophrenia. Progress in neuro-psychopharmacology & biological psychiatry 25: 463–493.

Martier S, Sokol RJ, 2001. Prenatal alcohol exposure and childhood behavior at age 6 to 7 years: I. Dose–response effect. Pediatrics 108, E34.

Martin GC, Wertheim EH, Prior M, Smart D, Sanson A, Oberklaid F, 2000. A longitudinal study of the role of childhood temperament in the later development of eating concerns. International Journal of Eating Disorders 27: 150–162.

Mattes JA, Gittelman R, 1981. Effects of artificial food colorings in children with hyperactive symptoms. A critical review and results of a controlled study. Archives of general psychiatry, 38(6): 714-718.

Mattes JA, 1983. The Feingold diet: a current reappraisal. Journal of learning disabilities 16(6): 319-323.

McCann D, Barrett A, Cooper A, Crumpler D, Dalen L, Grimshaw K, Kitchin E, Lok K, Porteous L, Prince E, Sonuga-Barke E, Warner JO, Stevenson J, 2007. Food additives and hyperactive behaviour in 3-year-old and 8/9-year-old children in the community: a randomised, double-blinded, placebo-controlled trial. Lancet, 370 (9598): 1560-1567.

McCullough A, Kirksey A, Wachs TD, McCabe G, Bassily NS, Bishry Z, Galal O, Harrison G, Jerome N, 1990. Vitamin B-6 status of Egyptian mothers: relation to infant behavior and maternal infant interactions. The American journal of clinical nutrition 41: 1067-1074.

Meins W, Müller-Thomsen T, Meier-Baumgartner HP, 2000. Subnormal serum vitamin B12 and behavioural and psychological symptoms in Alzheimer's disease. International journal of geriatric psychiatry 15(5): 415-418.

Mellor JE, Laugharne JDE, Peet M, 1995. Schizophrenic symptoms and dietary intake of n-3 fatty acids (letter). Schizophrenia research 18: 85–86.

Metz J, Bell AH, Flicker L, Bottiglieri T, Ibrahim J, Seal E, Schultz D, Savoia H, McGrath KM. The significance of subnormal serum vitamin B12 concentration in older people: a case control study. Journal of the American Geriatrics Society 1996 44(11): 1355-1361.

Moore SC, Carter LM, van Goozen S, 2009. Confectionery consumption in childhood and adult violence. The British journal of psychiatry : the journal of mental science 195(4): 366-367.

Morgane PJ, Austin-La-France BJ, Bronzino JD, Tonkiss J, Galler JR. Malnutrition and the developing central nervous system. In: Issacson R, Jensen K. eds. The vulnerable brain and environmental risks. Vol 1. Malnutrition and hazard assessment. New York, NY: Plenum Press, 1992: 3–44.

Mroczek & T. D. Little (Eds.), Handbook of personality development (pp. 109–128). Mahwah, NJ: Erlbaum.

Nakajima K, Tohyama Y, Maeda S, Kohsaka S, Kurihara T,  2007. Neuronal regulation by which microglia enhance the production of neurotrophic factors for GABAergic, catecholaminergic, and cholinergic neurons. Neurochemistry international 50: 807–820.

Nettle D, 2007. Personality: what makes you the way you are. Oxford, UK: Oxford University Press.

Neugebauer R, Hoek HW, Susser E, 1999. Prenatal exposure to wartime famine and development of antisocial personality disorder in early adulthood. The journal of the American Medical Association 282(5): 455-462.

Pelsser LM, Frankena K, Toorman J, Savelkoul HF, Pereira RR, Buitelaar JK, 2009. A randomised controlled trial into the effects of food on ADHD. European child & adolescent psychiatry 18(1): 12-19.

Parker GB, Heruc GA, Hilton TM, Olley A, Brotchie H, Hadzi-Pavlovic D, Friend C, Walsh WF, Stocker R, 2006. Low levels of docosahexaenoic acid identified in acute coronary syndrome patients with depression. Psychiatry research 141(3): 279-286.

Parsons AG, Zhou SJ, Spurrier NJ, Makrides M, 2008. Effect of iron supplementation during pregnancy on the behaviour of children at early school age: long-term follow-up of a randomised controlled trial. The British journal of nutrition 99(5): 1133-1139.

Post RM, 1999. Comparative pharmacology of bipolar disorder and schizophrenia. Schizophrenia research 39: 153–158.

Quinn K, Basu TK, 1996. Folate and vitamin B12 status of the elderly. European journal of clinical nutrition 50: 340-342.

Raine A, Buchsbaum MS, LaCasse L, 1997. Brain abnormalities in murderers indicated by positron emission tomography. Biological Psychiatry 42: 495–508.

Raine A, Meloy JR, Bihrle S, Stoddard J, Lacasse L, Buchsbaum MS, 1998. Reduced prefrontal and increased subcortical brain functioning assessed using positron emission tomography in predatory and affective murderers. Behavioral Sciences and the Law 16: 319–332.

Raine A, Mellingen K, Liu J, Venables P, Mednick SA, 2003. Effects of environmental enrichment at ages 3-5 years on schizotypal personality and antisocial behavior at ages 17 and 23 years. The American journal of psychiatry 160(9): 1627-1635.

Rahmanifar A, Kirksey A, Wachs TD, McCabe GP, Bishry Z, Calai O, Harrison G, Jerome N, 1993. Diet during lactation associated with infant behavior and caregiver infant interaction in a semirural Egyptian village. The Journal of nutrition 123: 164-175.

Rao R, Georgieff MK, 2000. Early nutrition and brain development. In: Nelson CA. ed. The effects of early adversity on neurobehavioral development. Mahwah, NJ: Erlbaum,: 1–30.

Rodin J, Schank D, Striegel-Moore R, 1989. Psychological features of obesity. Medical Clinics of North America 73: 47–66.

Rosales FJ, Reznick JS, Zeisel SH, 2009. Understanding the role of nutrition in the brain and behavioral development of toddlers and preschool children: identifying and addressing methodological barriers. Nutritional neuroscience 12(5): 190-202.

Rothbart MK, Ahadi SA, Evans DE, 2000. Temperament and personality: origins and outcomes. Journal of personality and social psychology 78: 122-135.

Rothbart MK, Bates JE, 2006. Temperament, in W. Damon and R. M. Lerner (Series eds.) and N. Eisenberg (Vol. ed.), Handbook of child psychology, vol. III,Social, emotional and personality development, 6th edn, pp. 99–166. Hoboken, NJ: Wiley.

Rutter M, Giller H, Hagell A, 1998. Antisocial behavior by young people. Cambridge: Cambridge University Press.

Saucier G and Simonds J, 2006. The structure of personality and temperament. In D. K.

Sayal K, Heron J, Golding J, Emond A, 2007. Prenatal alcohol exposure and gender differences in childhood mental health problems: a longitudinal population-based study. Pediatrics 119, e426–e434.

Schins A, Crijns HJ, Brummer RJ, Wichers M, Lousberg R, Celis S, Honig A, 2007. Altered omega-3 polyunsaturated fatty acid status in depressed post-myocardial infarction patients. Acta psychiatrica Scandinavica 115(1): 35-40.

Sigman M, McDonald MA, Neumann C, Bwibo N, 1991. Prediction of cognitive competence in Kenyan children from toddler nutrition, family characteristics and abilities. Journal of child psychology and psychiatry, and allied disciplines 32: 307-320.

Smith A, 2002. Effects of caffeine on human behavior. Food and chemical toxicology 40(9):1243-55.

Spring C, Vermeersch J, Blunden D, Sterling H, 1981. Case studies of effects of artificial food colors on hyperactivity. The Journal of Special Education 15: 361–372.

Sood B, Delaney-Black V, Covington C, Nordstrom-Klee B, Ager J, Templin T, Janisse J, Martier S, Sokol RJ, 2001. Prenatal alcohol exposure and childhood behavior at age 6 to 7 years: I. dose-response effect. Pediatrics 108(2): E34.

Streissguth AP, Barr HM, Sampson PD, 1990. Moderate prenatal alcohol exposure: effects on child IQ and learning problems at age 7 1/2 years. Alcoholism, clinical and experimental research 14, 662–669.

Stevens LJ, Zentall SS, Abate ML, Kuczek T, 1996. Omega-3 fatty acids in boys with behavior, learning, and health problems. Physiology & behavior 59: 915–920.

Streissguth AP, Aase JM, Clarren SK, Randels SP, LaDue RA, Smith DF, 1991. Fetal alcohol syndrome in adolescents and adults. The journal of the American Medical Association 265: 1961–1967.

Susser E, Neugebauer R, Hoek HW, Brown AS, Lin S, Labovitz D, Gorman JM, 1996. Schizophrenia after prenatal famine. Further evidence. Archives of general psychiatry 53: 25–31.

Susser E, St Clair D, He L, 2008. Latent effects of prenatal malnutrition on adult health: the example of schizophrenia. Annals of the New York Academy of Sciences 1136: 185-192.

Tikal K, Benesova O, Frankova S, 1976. The effect of pyrithioxine and pyridoxine on individual behavior, social interactions, and learning in rats malnourished in early postnatal life. Psychopharmacologia 46: 325–332.

Thompson JK, Tantleff-Dunn S, 1998. Assessment of body image disturbance in obesity. Obesity Research 6: 375–377.

Tsuang M, 2000. Schizophrenia: genes and environment. Biological Psychiatry 47: 210–220.

Tufan AE, Bilici R, Usta G, Erdoğan A, 2012. Mood disorder with mixed, psychotic features due to vitamin b12 deficiency in an adolescent: case report. Child and Adolescent Psychiatry and Mental Health 22: 6(1): 25.

van de Rest O, Geleijnse JM, Kok FJ, van Staveren WA, Hoefnagels WH, Beekman AT, de Groot LC, 2008. Effect of fish-oil supplementation on mental well-being in older subjects: a randomized, double-blind, placebo-controlled trial. The American journal of clinical nutrition 88(3): 706-13.

Venables PH, Raine A, 2012. Poor nutrition at age 3 and schizotypal personality at age 23: the mediating role of age 11 cognitive functioning. The American Journal of Psychiatry 169(8): 822-830.

Vendruscolo LF, Gueye AB, Darnaudéry M, Ahmed SH, Cador M, 2010.  Sugar overconsumption during adolescence selectively alters motivation and reward function in adult rats. PLoS One. 5(2): e9296.

Volkow ND, Tancredi LR, Grant C, Gillespie H, Valentine A, Mullani N, Wang GJ, Hollister L, 1995. Brain glucose metabolism in violent psychiatric patients: A preliminary study. Psychiatry Research – Neuroimaging 61: 243–253.

Vollrath ME, Tonstad S, Rothbart MK, Hampson SE, 2011. Infant temperament is associated with potentially obesogenic diet at 18 months. International journal of pediatric obesity 6(2-2): e408-14.

Wachs TD, 1993. Multidimensional correlates of individual variability in play and exploration. In: The Role of Play in the Development of  Thought (Bornstein, M. &. O'Reilly, A., eds.).

Wahlbeck K, Forsen T, Osmond C, Barker DJ, Eriksson JG, 2001. Association of

schizophrenia with low maternal body mass index, small size at birth, and thinness during childhood. Archives of general psychiatry 58: 48–52.

Walsh WJ, Isaacson HR, Rehman F, Hall A, 1997. Elevated blood copper/zinc ratios in assaultive young males. Physiology and Behavior 62: 327–329.

Wasser H, Bentley M, Borja J, Davis Goldman B, Thompson A, Slining M, Adair L, 2011. Infants perceived as "fussy" are more likely to receive complementary foods before 4 months. Pediatrics. 2011 127(2): 229-237.

Ward NI, 1997. Assessment of chemical factors in relation to child hyperreactivity. Journal of nutritional & environmental medicine 7: 333-342.

Warner R, Laugharne J, Peet M, Brown L, Rogers N, 1999. Retinal function as a marker for cell membrane omega-3 fatty acid depletion in schizophrenia: a pilot study. Biological psychiatry 45: 1138–1142.

Waugh E, Bulik CM, 1999. Offspring of women with eating disorders. The International journal of eating disorders 25(2): 123-33.

Wells JC, Davies PS, 1995. Diet and behavioural activity in 12-week-old infants. Annals of human biology 22(3): 207-215.

Wells JC, Stanley M, Laidlaw AS, Day JM, Stafford M, Davies PS, 1997. Investigation of the relationship between infant temperament and later body composition. International journal of obesity and related metabolic disorders 21(5): 400-406.

Werbach M, 1995. Nutritional influences on aggressive behavior. Journal of Orthomolecular Medicine, 7: 45–51.

Wooley SC, Wooley OW, Dyrenforth S, 1979. Theoretical, practical and social issues in the behavioral treatment of obesity. Journal of Applied Behavior Analysis 12: 3–25.

Wonderlich SA, Connolly KM, Stice E, 2004. Impulsivity as a risk factor for eating disorder behavior. Assessment implications with adolescents. International Journal of Eating Disorders 36(2): 172–182.

Zeisel SH, 2009. Importance of methyl donors during reproduction. The American journal of clinical nutrition 89(2): 673S–677S.

Zelazo PD, Frye D, Rapus T, 1996. An age-related dissociation between knowing rules and using them. Cognitive Development 11: 37–63.

Zhou SJ, Gibson RA, Crowther CA, Baghurst PAH & Makrides M, 2006. Effect of iron supplementation in pregnancy on IQ and behavior of children at 4 years: long term follow up of a randomized controlled trial. The American journal of clinical nutrition 83: 1112–1117.